Giriş: Dağların Sırrını Çözmek İçin Yola Çıkanlar Tarih 23 Temmuz 1953… İkinci Dünya Savaşı’nın yaraları henüz yeni sarılmış, Bulgaristan’da komünist rejim gücünü pekiştirmeye başlamış. Ancak siyasetin o soğuk koridorlarından çok uzakta, dumanlı Rodop Dağları’nın zirvelerinde hayat yüzyıllardır olduğu gibi, kendi ağır ve zorlu ritminde akmaya devam ediyor.
İşte tam bu günlerde, Bulgaristan Bilimler Akademisi (БАН) çok eşsiz bir adım atarak, Orta Rodoplar’ın gizemli coğrafyasına, mimarisine ve sosyolojik yapısına ışık tutmak amacıyla büyük bir bilim kafilesi hazırladı. Devletin en seçkin mimarları, sosyologları, sanat tarihçileri ve etnologları, sırt çantalarını alıp tırmanması güç o sarp vadilere, Pomakların binlerce yıldır yurt edindiği dağ köylerine doğru yola çıktılar.
Bugün Pomak.net olarak, 1955 yılında yayımlanan „1953 Yılı Kapsamlı Bilimsel Rodop Keşif Gezisi“ (Комплексна научна родопска експедиция през 1953 година) adlı tarihi raporun sayfalarını aralıyoruz. Gelin, bu değerli akademik belgelerin rehberliğinde atalarımızın 1950’lerdeki yaşam koşullarına, o muazzam taş evlerine ve dağlılık kültürüne doğru bir zaman yolculuğuna çıkalım.
İzole Bir Dünyanın Kapılarını Aralamak
Kiril Krıstev’in gezi notlarında (Пътепис) detaylandırdığı üzere, 1953 yılında Orta Rodoplar’a ulaşmak bugünkü gibi asfalt yollarla yapılan konforlu bir yolculuk değildi. Ekip, çoğu zaman katır sırtında veya yaya olarak sarp kayalıkları aşıyor, derin vadilerin içine gizlenmiş köylere ulaşıyordu.
Bu coğrafi izolasyon, Pomak halkının dış dünyadan kopuk, ama kendi içinde son derece dayanışmacı ve kendine yeten bir yaşam kurmasını sağlamıştı. Dağ, onlara hem bir hapishane hem de bir kale olmuştu. Siyasi rejimlerin, savaşların ve asimilasyon politikalarının o ilk yıkıcı dalgaları bu köylere hep daha geç ve daha zayıf ulaşmış; böylece o eşsiz eski dil (diyalekt), gelenekler ve inançlar bir fanusun içindeymişçesine korunabilmişti.
Nüfus ve Zorlu Yaşam Koşulları
Raporun en can alıcı bölümlerinden biri, Vasil Marinov’un kaleme aldığı „Orta Rodoplar’da Nüfus ve Yaşam Biçimi“ (Население и бит на Средните Родопи) adlı araştırmadır. Marinov’un gözlemleri, atalarımızın o yıllarda doğayla nasıl destansı bir mücadele verdiğini gözler önüne seriyor.
1950’lerin Rodoplarında hayat, kelimenin tam anlamıyla “taştan ekmek çıkarmak” üzerine kuruluydu. Sınırlı tarım arazileri, dik yamaçlara kurulmuş teraslar, sadece ailenin karnını doyurmaya yetecek kadar yetiştirilen patates, mısır ve tütün… Hayvancılık ise bu köylerin can damarıydı. Çetin kış aylarında karla kaplanan köylerde, o büyük ataerkil aileler aynı çatı altında, hayvanlarıyla iç içe bir yaşam sürüyordu. Yokluk ve sefalet vardı, ancak bunun getirdiği müthiş bir kanaatkarlık ve komşuluk hukuku (imece) hakimdi.

Taşa Kazınan Sanat: Rodop Mimarisi
Eğer bir gün yolunuz Smolyan, Devin veya Şiroka Lıka gibi bölgelere düşerse, dağların eteklerine sanki birer kartal yuvası gibi kondurulmuş o muazzam iki-üç katlı taş evleri görürsünüz. Prof. Lyuben Tonev, bu keşif gezisinde „Rodop Bölgesinde Halk Mimarisi“ başlığı altında bu evlerin benzersiz anatomisini çıkarmıştır.
Prof. Tonev’in hayranlıkla incelediği bu Pomak evleri, aslında birer mimari deha örneğidir:
- Tikli (Arduvaz) Çatılar: Çatıları kiremit değil, dağdan çıkarılan ve “tikli” adı verilen devasa yassı taşlar örter. Bu taşlar, hem kışın metreyi bulan karın ağırlığına dayanır hem de rüyalara giren o okyanus dalgaları gibi mistik bir görüntü oluşturur.
- Kalın Taş Duvarlar ve Ahşabın Uyumu: Alt katlar hayvanlar ve kışlık erzak için kalın, penceresiz taş duvarlardan örülürken; üst katlara çıkıldıkça ahşap cumba (köşk) kısımları dışarı taşar.
- Ocağın Ateşi: Evin kalbi her zaman, etrafında masalların anlatıldığı, dertlerin paylaşıldığı o taş ocaktır.
Hatta keşif gezisi raporunun sonunda Bilimler Akademisi, bu mimari harikaların yok olmasını önlemek için çok radikal bir karar alarak; değerli evlerin ve eşyaların kamulaştırılarak (koruma altına alınarak) Sofya’daki veya yerel etnografya müzelerine taşınmasını önermiştir. Çünkü devlet de bu yapıların sıradan köy evleri değil, birer anıt olduğunun farkına varmıştır.
Dağlıların Saklı Sanatı ve Estetiği
Bizler genellikle Pomakları sert mizaçlı dağlılar, tütün işçileri veya çobanlar olarak hatırlarız. Oysa Asen Vasilev’in bu rapordaki „Orta Rodoplar’da Tasvir Sanatları“ incelemesi, bu insanların içindeki o derin estetik zevki ortaya çıkarır. O yoksul dağ köylerinde kadınların tezgahlarda dokuduğu rengarenk halılar (çergeler), erkeklerin ahşap tavanlara ve kapı tokmaklarına işlediği ince oymalar ve Kaba Gayda’nın o ruhu titreten süslemeleri, aslında dışarıya kapalı bu halkın kendini ifade etme biçimidir. Onlar acılarını, sevinçlerini ve hasretlerini kağıda değil; ipliğe, ahşaba ve müziğe kazımışlardır.

Son Söz: Hafızayı Diri Tutmak
1953 yılında yapılan bu bilimsel keşif gezisi, sadece akademik bir rapor değil; bugün çoğumuzun şehirlere, hatta farklı ülkelere göç ederek arkasında bıraktığı o kadim köy hayatının son fotoğraflarından biridir. O evlerin birçoğu bugün ne yazık ki yıkılmaya yüz tuttu, o çergeleri dokuyan nasırlı eller toprak oldu.
Ancak bilim insanlarının o yıllarda hayranlıkla kayıt altına aldığı bu kültür, bizim DNA’mızda yaşamaya devam ediyor. Bugün modern evlerimizde yaşarken, köklerimizin o sarp kayalıklara nasıl tırnaklarıyla tutunduğunu, o taş evleri hangi sabırla inşa ettiğini unutmamalıyız.
Sizin ailenizde büyüklerinizin anlattığı o eski dağ evlerine, taş ocaklara veya 1950’lerin o zorlu köy hayatına dair ne gibi hatıralar var? O “kartal yuvası” evlerin kokusunu hatırlayanlar var mı? Gelin, atalarımızın anısını bu yazının altında, kendi hatıralarımızla yaşatalım.

Bir yanıt yazın