Tımraş’ın Kayıp İhtişamı:
Pomak kültürü, tarihi ve sosyolojik analizleri üzerine odaklandığımız bu platformda, Rodop Dağları’nın derinliklerinde kaybolmuş, efsanevi bir yerleşimin izini sürüyoruz. Angel Vılçev’in kaleme aldığı, 1973 basımı “Tımraş” (Тъмраш) adlı kapsamlı araştırma eseri, bizi Osmanlı dönemi ve sonrasında Balkanlar’ın en tartışmalı ve en güçlü Pomak köylerinden birinin tarihine götürüyor. Bir zamanlar Rupços bölgesinin idari merkezi olan, kendi başına bir devlet gibi hareket eden ve nihayetinde savaşların acımasız yıkımıyla haritadan silinen Tımraş, bugün sadece ormanların yuttuğu taş duvarlardan ibaret. Yaklaşık 9 dakikalık bu okuma serüveninde, Tımraş’ın yükselişine, “Tımraş Cumhuriyeti”ne, koparılan köklere ve kanlı efsanelerin ardındaki gerçeklere ışık tutacağız.
1. Tımraş Neredeydi ve Neden Bu Kadar Önemliydi?
Orta Rodoplar’ın kalbinde, Filibe’nin (Plovdiv) 36 kilometre güneyinde yer alan Tımraş, sıradan bir dağ köyü değildi. Üç tarafı yeşil ormanlarla kaplı zirvelerle çevrili olan bu yerleşim, dağ yollarının kesişim noktasında eşsiz bir stratejik konuma sahipti. 1872 yılına gelindiğinde, sekiz mahalleye bölünmüş 300 ile 350 arasında iki katlı, gösterişli taş ve ahşap eve sahip olan köy, 2500’ü aşan nüfusuyla dönemin Çepelare ve Devin gibi yerleşimlerini bile geride bırakan, bölgenin en büyük merkeziydi.
Tımraş, üç çeyrek asır boyunca Rupços nahiyesinin (ilçesinin) idari merkezi olarak görev yapmıştır. Deniz seviyesinden 1200 metre yüksekte olmasına rağmen, verimli topraklarında çavdar, yulaf, mercimek ve mısır yetiştirilen, sokaklarında cins atların koşturduğu, evlerinin önü mavi ve sarı renklere boyalı, üç şerefeli camisiyle göz kamaştıran bir zenginlik abidesiydi. Ancak Balkan Savaşları’nın ardından köy tamamen harabeye dönmüş; görkemli konakların ve dükkanların yerini ısırgan otları ve yabani sarmaşıklar almıştır. Yazar Vılçev’in çocukluğunda babasıyla bu kalıntıları gördüğünde yaşadığı dehşet ve şaşkınlık, aslında koca bir medeniyetin nasıl yok olduğunun en canlı kanıtıdır.
2. Pomakların Kökeni: Arşivler, Toponimi ve Kültürel İzler Ne Söylüyor?
“Pomakların kökeni” tartışmasına, Vılçev’in eseri çok net ve belgelere dayalı tarihi yanıtlar sunmaktadır. Yazar, Tımraşlıların köken olarak dışarıdan gelme gruplar olmadığını, zamanla İslam’ı benimsemiş yerli Slav (Bulgar) boyları olduklarını güçlü kanıtlarla ortaya koyar.
Bunun en çarpıcı belgesi, 1576 yılına ait Osmanlı “Celepkeşan” (koyun vergisi) kayıtlarıdır. Bu kayıtlarda Tımraş’ta vergi veren devasa sürü sahipleri arasında Zlatil, Radoslav, Draguş ve Stoyu gibi saf Slav kökenli Hristiyan isimleri taşıyanlarla, Mustafa ve Hüseyin gibi isimler almış yeni Müslüman olmuş kişiler bir arada listelenmiştir. Bu durum, İslamlaşmanın 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar, bazen mülkü korumak amacıyla gönüllü, bazen de baskıyla kademeli bir şekilde yaşandığını gösterir.
Ayrıca Tımraş çevresindeki “Sveta Bogorodica” (Meryem Ana), “Korontina” ve “Orlov Kamık” (Kartal Taşı) gibi yer isimleri de bu geçmişin coğrafyaya kazınmış mühürleridir. Yerel halkın arı bir Bulgarca konuşması, Hıdırellez (Gergyovden) ve Kasım (Dimitrovden) gibi gelenekleri sürdürmesi ve eski Rodop türkülerini kendi öz dillerinde söylemeleri, Tımraşlıların kültürel aidiyetinin en büyük ispatıdır.
3. Kudretli Tımraş Agaları: Hasan Aga ve Ahmed Aga’nın Sınır Tanımaz Yükselişi
Tarihsel anlatının en heyecan verici bölümlerinden biri, Karahocalar (Karahocov) sülalesinin, özellikle Hasan Aga ve ardından yerine geçen oğlu Ahmed Aga’nın iktidar yıllarıdır. 19. yüzyılda Osmanlı feodal sisteminin zayıflamasıyla birlikte bu yerel Pomak liderler, Rupços bölgesinin mutlak hakimleri haline gelmişlerdir. Hasan Aga, 1832’de yönetimi ele aldığında binlerce koyuna ve dağların sarp zirvelerinde (Modır, Sredne, Bryanovşçitsa) adeta kale gibi inşa edilmiş üç devasa çiftliğe sahipti. Yazları Rodopların serin yaylalarında, kışları ise Ege sahillerinde otlayan bu sürüler, agalara eşi benzeri görülmemiş bir nakit akışı ve güç sağlamaktaydı.
Bu agaların gücü öyle bir seviyeye ulaşmıştı ki, Osmanlı’nın Filibe (Plovdiv) Valisi Deli İsmet Paşa, otoritesini kanıtlamak için Hasan Aga’yı merkeze çağırdığında, Aga yüzlerce silahlı adamıyla Paşa’nın konağını sarmış, Paşa’ya adeta alaycı bir şekilde meydan okuyarak, hiçbir otoriteye boyun eğmeden dağlarına geri dönmüştür. Bölgeyi kendi kurallarıyla, hırsızlığa ve namus suçlarına karşı çok acımasız bir adaletle yönetmişler, Tımraş’ı adeta otonom bir “dağ krallığına” dönüştürmüşlerdir.
4. Gerçekler ve Efsaneler Arasında 1876 Nisan Ayaklanması
Tımraş, 1876 Nisan Ayaklanması’nın bastırılması sırasında oynadığı rolle tarih yazımında genellikle karanlık ve tartışmalı bir üne sahiptir. Tımraşlı silahlı Pomak gruplarının, komşu Hristiyan köyü Peruşçitsa’daki isyanın bastırılmasında yer aldıkları tarihi bir gerçektir. Ancak yazar Vılçev, dönemin milliyetçi histerisiyle üretilen abartılı efsaneleri arşiv belgeleriyle çürütmeye çalışır ve asıl yıkımın Osmanlı’nın düzenli topçu birlikleri tarafından yapıldığını belirtir.
Tımraş ile özdeşleşen bu efsanelerin en çarpıcısı, ünlü yazar Anton Straşimirov tarafından da edebiyata taşınan “Yakılan Çocuk” efsanesidir. Efsaneye göre, Tımraş agalarının koyun sürülerine amansız bir hastalık bulaştığında, fanatik bir hoca hastalığı durdurmak için üç yaşında bir Hristiyan erkek çocuğunun canlı canlı yakılıp küllerinin yemlere karıştırılmasını emreder ve agalar da bunu uygular. Vılçev, eserinde bu tüyler ürpertici hikayenin hiçbir tarihi dayanağı olmadığını, dönemin savaş travmalarının ve karşılıklı etnik nefretin bir ürünü olarak sonradan kurgulandığını net bir şekilde analiz eder. Bu vaka, savaş psikolojisinin ve travmaların, toplumsal hafızayı nasıl kanlı folklorik kurgularla manipüle edebildiğinin çok çarpıcı bir örneğidir.
5. Kendi Başına Bir Devlet: Tımraş Cumhuriyeti (1880-1885)
Tımraş’ın en ilginç, belki de dünya diplomasi tarihinde eşine az rastlanır dönemi, 93 Harbi (1877-1878) sonrası kurulan “Tımraş Cumhuriyeti” (veya Bağımsız Pomak Cumhuriyeti) dönemidir. Berlin Antlaşması’ndan sonra kurulan Doğu Rumeli eyaletine bağlanmayı şiddetle reddeden Tımraş ve Vıça vadisindeki 21 Pomak köyü, Osmanlı ve Doğu Rumeli arasında bir “tampon bölge” olarak fiili bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.
Muhtemel intikam saldırılarından korkan ve varlıklarını korumak isteyen bu dağ köyleri, aralarında toplanarak üç kişilik bir konsey seçmiş, vergi vermeyi reddetmiş, kendi sınırlarını çizmiş ve kendi iç işlerini sivil bir şura ile yönetmişlerdir. Bu gayriresmi oluşum, 1885’teki Bulgaristan’ın Birleşmesi krizine kadar ne Sofya’ya ne de Filibe’ye boyun eğmiştir. Bu cesur diplomatik duruş, Pomakların değişen ve sınırları yeniden çizilen bir dünya düzeninde hayatta kalma ve özerklik arayışlarının en muazzam göstergelerinden biridir.
6. Tımraş’ın Acı Sonu: Balkan Savaşı, “Tımraş Yaması” ve Çileli Göç Yolları
Tarih sahnesinde asırlarca fırtınalar estiren Tımraş’ın dramatik sonu, 1912 Balkan Savaşı ile gelmiştir. Bulgar ordusunun topçu ateşleriyle hızla ilerleyişi ve savunmadaki Osmanlı birliklerinin panik içinde geri çekilmesi, Tımraşlılar arasında büyük bir dehşet yaratmıştır. 1876’daki olayların intikamının alınacağından korkan koca köyün sakinleri, her şeylerini geride bırakarak kafileler halinde güneye doğru ölümcül bir kaçışa başlamıştır.
Köyün boşalmasının ardından yaşananlar, bölge tarihinde “Tımraş Yaması” (Tımraş Yağması) olarak silinmez bir iz bırakmıştır. Çevre Hristiyan köylerden (Peruşçitsa, Boykovo, Brestovitsa) gelen kalabalıklar, terk edilmiş bu zengin köyü günlerce yağmalamış; bal küplerinden peynir tulumlarına, halılardan tavan tahtalarına kadar her şeyi söküp götürmüşlerdir. Tımraşlıların bir daha o topraklara geri dönmemesi için görkemli evler, çiftlikler ve cami ateşe verilmiştir. Günlerce süren devasa yangın, büyük bir sonbahar yağmuruyla sönmüş, geriye sadece kömürleşmiş harabeler kalmıştır.
Bu sürgün dalgası sadece Tımraş ile sınırlı kalmamış; savaşın alevleri yayıldıkça Devin, Breze gibi çevre köylerden de kopan binlerce Pomak, her şeylerini dağlarda bırakıp güneye yürümüş ve 1920’lere kadar süren uzun ve çileli göç yollarıyla Türkiye’ye sığınmışlardır. Beraberlerinde yalnızca dillerini, geleneklerini ve acı hatıralarını getirebilmişlerdir. Yıllar sonra Türkiye’ye yerleşen yaşlı Tımraşlıların, “O rengarenk çiçekli çayırlarımız, Beypınarı’nın buz gibi suyu duruyor mu?” diyerek ağlamaları, sürgünün ve kaybedilen vatanın yarattığı derin, kuşaklar boyu süren travmayı gözler önüne sermektedir.
Sonuç: Kayıp Bir Tarihin Aynası Olarak Tımraş
Ангел Вълчев’ in bu değerli eseri, sadece yıkılmış bir köyün kronolojisi değil; aynı zamanda Balkanlar’ın karmaşık etnik, dini ve siyasi yapısının bir mikrokozmosudur. Tımraş, bugün haritalarda aktif bir yerleşim olarak yer almasa da, Pomak tarihi ve kimlik araştırmaları için çok kritik bir mihenk taşıdır. Kültürel aidiyetin gücünü, yerel iktidarların başkaldırısını ve sınırların değişmesiyle yaşanan trajedileri bize aynı anda anlatan Tımraş efsanesi, Rodoplar’ın sisli zirvelerinde bugün bile yankılanmaya devam etmektedir.
Kitabın Adı: Тъмраш.
Yazarı: Ангел Вълчев.
Yayınlanma Yılı ve Yeri: 1973 yılında Sofya’da, “İzdatelstvo na Oteçestveniya Front” (Vatan Cephesi Yayınevi) tarafından yayınlanmıştır.
Yazar ve Kitap Hakkında Kısa Bilgi: * Kitap, Rodop Dağları’nda bulunan ve Osmanlı döneminde “Rupçoz” nahiyesinin idari merkezi olan eski Tămraš köyünün tarihini ele almaktadır.
Eser, Tămraš’ın 1876 Nisan Ayaklanması’ndaki rolü, bölgedeki “Özerk Pomak Cumhuriyeti” (Tămraš Cumhuriyeti) dönemi ve 1912 Balkan Savaşı’na kadar olan tarihsel süreçteki önemini inceleyen akademik bir araştırmadır.
Yazar Ангел Вълчев, bu çalışmasıyla Tămraš ve çevresindeki Müslüman-Bulgar (Pomak) halkı hakkındaki tarihsel yanlış anlaşılmaları ve çelişkili bilgileri belgelerle aydınlatmayı amaçlamıştır.

Bir yanıt yazın