Giriş: Tarihin En Büyük Gezgininin Peşinde Tarih, sadece padişahların fermanlarında veya devletlerin resmi anlaşmalarında yazmaz; tarih aynı zamanda yollarda, kervansaraylarda ve kahvehanelerde, sıradan insanların yüzlerinde gizlidir. Bu gizli tarihi bize en renkli, en abartılı ama bir o kadar da en canlı haliyle anlatan kişi şüphesiz Evliya Çelebi’dir.

Bugün, Strashimir Dimitrov tarafından Osmanlıcadan Bulgarcaya özenle çevrilen ve 1972 yılında Sofya’da yayımlanan „Evliya Çelebi Seyahatnamesi“ adlı değerli eserin sayfalarını aralıyoruz. Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda (1600’lü yılların ortaları) Balkanlar’a, özellikle de Bulgaristan ve Rodop coğrafyasına yaptığı yolculukların izini sürecek, o dönemin havasını birlikte soluyacağız.

Evliya Çelebi Kimdir? Sadece Bir Seyyah mı? Dimitrov, kitabın önsözünde Evliya Çelebi’yi tanıtırken şu haklı tespiti yapar: “O, 17. yüzyılda yaşamış ve çalışmış en ünlü Osmanlı yazarıdır. Hiçbir yazar bize kendi dönemi hakkında bu kadar çok şey aktarmamış, bu yorulmak bilmez ve konuşkan adam kadar kendi zamanını büyüleyici bir şekilde anlatmamıştır.”

Evliya Çelebi sıradan bir tüccar veya asker değildi. O, dönemin elit tabakasına mensup, iyi eğitimli, müzikten ve edebiyattan anlayan bir “Rönesans adamı”ydı. Rüyasında Peygamber’i görüp “Şefaat ya Resulallah” yerine heyecandan “Seyahat ya Resulallah” diyerek yollara düşen bu büyük ruh, Balkanlar’ı karış karış gezdi. Seyahatnamesi’nin VI, VII ve VIII. ciltleri, bugün bizim “memleket” dediğimiz toprakların o dönemki fotoğrafını çekmektedir.

17. Yüzyıl Balkanları: Hanlar, Hamamlar ve Kaba Dağlar Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ni okurken, onun rakamlara ve ölçülere olan “mitolojik” tutkusunu göz önünde bulundurmak gerekir. Dimitrov’un da uyardığı gibi, Çelebi bazen gördüğü bir kalenin burç sayısını veya ordunun mevcudunu inanılmaz derecede abartabilir. Ancak onun asıl gücü, sosyal yaşamı tasvir etmesindedir.

Balkan coğrafyasını geçerken Evliya Çelebi, yolların durumundan (ki çoğu zaman eşkıya baskınlarından şikayet eder), kervansarayların mimarisinden ve halkın misafirperverliğinden uzun uzun bahseder. Özellikle Filibe (Plovdiv), Edirne ve Rodop eteklerindeki yerleşimleri anlatırken:

  • Şehir Dokusu: Çarşıların canlılığını, esnaf localarını (loncaları) ve camilerin kurşun kubbelerinin güneş altındaki parıltısını edebi bir dille tasvir eder.
  • Halkın Karakteri: Dağlı halkların (özellikle Rodop bölgesindeki insanların) ne kadar sert, savaşçı ama aynı zamanda dürüst ve inatçı olduklarını belirtir. O dönemde “Ahriyan” veya “Dağlı” olarak bilinen grupların (ki bu gruplar günümüz Pomaklarının atalarıdır) Osmanlı ordusuna nasıl yardım ettiklerini veya bazen vergi memurlarına nasıl kafa tuttuklarını anlatır.
  • Mutfak Kültürü: Bozanın nasıl yapıldığından, dağ köylerindeki peynirin (kaşkaval) lezzetinden bahsetmeyi asla unutmaz.

Sosyolojik Bir Ayna: Dil ve İnanç Kitabın en önemli yanlarından biri, 17. yüzyıl Balkanlar’ındaki demografik yapıya tuttuğu aynadır. O dönemde ulus-devlet sınırları yoktu. Evliya Çelebi’nin anlattığı dünyada; aynı çarşıda Türkçe, Bulgarca, Yunanca ve Arnavutça konuşan insanlar bir arada yaşardı.

Seyahatname, İslam’ın Balkanlar’daki yayılış sürecine dair de ipuçları verir. Çelebi, bazı dağ köylerine gittiğinde, halkın yeni Müslüman olduğunu, ancak hala eski dillerini (Güney Slav dillerini) konuştuklarını, hatta bazı eski pagan ritüellerini (Hıdırellez/Edreles kutlamaları gibi) İslami motiflerle nasıl harmanladıklarını şaşkınlıkla gözlemler. Bu gözlemler, Pomakların kendi dillerini ve kültürlerini Osmanlı yüzyılları boyunca nasıl bir inatla koruduklarının 17. yüzyıldan kalma en büyük kanıtıdır.

Abartıların Ardındaki Gerçeklik Strashimir Dimitrov’un bu çevirisi, akademik bir titizlikle hazırlanmıştır. Çevirmen, Evliya’nın bazen hayal gücüyle süslediği olayların altını çizerken, okuyucuya şu mesajı verir: Seyahatname bir tapu sicil kaydı değildir, o edebi bir şaheserdir.

Örneğin Çelebi, bir kasabanın nüfusunu anlatırken “gökyüzündeki yıldızlar kadar adam” diyebilir. Ancak o kasabadaki su kemerinin nasıl inşa edildiğini, pazar yerinde nelerin satıldığını anlatırken son derece gerçekçi ve mükemmel bir mühendistir.

Son Söz: Atalarımızın Yürüdüğü Yollar Evliya Çelebi’nin 400 yıl önce at sırtında geçtiği o tozlu Balkan yollarından, bugün asfaltta arabalarımızla geçiyoruz. O günkü kervansarayların çoğu yıkıldı, sınır boylarındaki kaleler harabeye döndü. Ancak Rodopların o puslu ve inatçı ruhu, Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde tasvir ettiği o eşsiz dağ kültürü, bugün hala Kaba Gayda’nın sesinde yaşamaya devam ediyor.

Pomak.net okuyucuları olarak, Evliya Çelebi’nin anlattığı o 17. yüzyıl dünyasını okumak, aslında kendi köklerimize yapılan bir zaman yolculuğudur. Sizler, Çelebi’nin anlattığı bu eski Balkan hikayeleri ve dağ efsaneleri hakkında büyüklerinizden neler duydunuz? Yorumlarda o eski zamanların hatıralarını paylaşmaya ne dersiniz?


Eserin Adı: Evliya Çelebi Seyahatnamesi (Евлия Челеби Пътепис) – Seçmeler

Çevirmen ve Editör: Strashimir Dimitrov (Страшимир Димитров)

Yayıncı: Vatan Cephesi Yayınevi (Издателство на Отечествения фронт), Sofya, 1972

İçerik: Bu kitap, 17. yüzyılın en büyük gezgini Evliya Çelebi’nin meşhur Seyahatnamesi’nin Bulgaristan ve Balkan coğrafyasını kapsayan VI, VII ve VIII. ciltlerinden yapılan seçmeleri içermektedir. Strashimir Dimitrov tarafından Osmanlıcadan Bulgarcaya çevrilen bu eser; dönemin şehir hayatını, kervansarayları, camileri, yolları ve demografik yapıyı Evliya Çelebi’nin o eşsiz, abartılı ama bir o kadar da gözlemci üslubuyla okuyucuya aktarmaktadır.

https://archive.org/details/20230408_20230408_0312/page/7/mode/2up

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir